Şereflikoçhisar Yenigün Gazetesi

Aile Çökerse Millet te Çöker!

Aile Çökerse Millet te Çöker! Geçen haftaki “yanlış teşhis yanlış reçete” yazısı bulunduğum bir çok ortamda gündemimizi belirledi. Aslında kocaman bir yara; Boşanma bir yara, evlilik dışı ilişkiler bir yara, şiddet bir yara ve devletimizin ortaya koyduğu ceza ve engelleme kanunları başka bir yara. Bu yaşananlara karşı oluşturulan kanuni yaptırımlar Milletimizin dinamiklerinden, değerlerinden, birikimlerinden kaynağını […]

29 Ocak 2019 - 20:17 'de eklendi ve 97 kez görüntülendi.
Aile Çökerse Millet te Çöker!

Aile Çökerse Millet te Çöker!

Geçen haftaki “yanlış teşhis yanlış reçete” yazısı bulunduğum bir çok ortamda gündemimizi belirledi. Aslında kocaman bir yara; Boşanma bir yara, evlilik dışı ilişkiler bir yara, şiddet bir yara ve devletimizin ortaya koyduğu ceza ve engelleme kanunları başka bir yara. Bu yaşananlara karşı oluşturulan kanuni yaptırımlar Milletimizin dinamiklerinden, değerlerinden, birikimlerinden kaynağını almalı. Başka kültürlerin birikimlerine de elbette bakılabilir; ama ruhu bu Milletten almalı. Bu girişten sonra dost ortamlarında konu ile ilgili görüş ve önerileri de buradan aktarayım. Yaşça bizlerden daha büyük bir abimiz, “Eşler arasında yaşanan sıkıntılar eskiden de oluyordu. Kol kırılır yen içinde kalır düşüncesi ile pek dışarı yansımazdı. Doğrusunu söylemek gerekirse kadınlarımız eskiden de bu konuda mağdur olurlardı. Üstüne bir de baba evine gönderirlerdi ya da baba evine giderdi. Yani bir nevi kadına evden uzaklaştırma cezası!( bu acı verici o dönemin algısı ile utanç verici bir durumdu ) verilirdi. Kadın baba evine giderken çoğunlukla hem eziyet edilmiş olmasına rağmen bir de baba evi bir utanç içinde olurdu. Evlilik kadınların omuzlarında yürürdü. Anlaşmazlık sebepleri genelde kalabalık aile yapısı idi. Eşler kendi sorunlarından değil, kaynana, kayınbaba, kayın, görümce ya da eltiler sebebiyle tartışma ve kavga yaşarlardı. Bir şekilde aile büyükleri araya girer ve yeniden bir araya gelirlerdi. Çocuklar ise hep baba tarafında kalırdı. Bu son asrın savaşlar sebebiyle kimyası değişen olumsuz sonuçlar doğuran aile yapısının bir yansıması idi. Belirli bir yaştan sonra erkek yaptıklarından pişman olur ya da  çocukların büyümesi ile ipler kadının eline geçerdi. Şimdi bakıyorum da Milletimizin temel taşı olan aile için topyeküm bir çözüm üretilmeli. Aile düşmanlığı üzerinden değil; ama kadın da ezilmemeli” dedi. Yani savaşlarla yozlaşmış aile içi kabalık, saygısızlık ve şiddet savunulamaz. Yanlış olanlar savunulamaz. Ancak aile olmak ve yuvanın devamı ve mutluluğu için  aile büyüklerinin gözü de eli de üzerlerinde olmalı. Evlilikler ticari anlaşma ya da birliktelik gibi çıkar üzerine değil; sevgi muhabbet ve karşılıklı saygı üzerine kurulmalıdır.  Çocuklarımızı yetiştirirken tabi rolleri  olan anne ve baba rolü ile, eş  olma rolleri ile yetiştirmeliyiz. Sorumluluk daha çok erkek evlatlarımıza düşüyor. Kadınlar çalışma hayatına atıldığına göre erkek çocuklarını yetiştirirken anlayışlı, evde sorumluluk ve iş yapma gerekliliği bilinci ile yetiştirilmeli. Çocuklarımız bizim sözlerimize değil yaptıklarımıza göre şekil alırlar. Yani anne ve babalar olarak doğru rol model olmalıyız. Şiddet hem çocuklarımıza ve hem de eşlerimize asla uygulamamalıyız. Çocuklarımız aile sıcaklığını her daim iliklerine kadar hissetmeliler. Mümkün olduğu ölçüde evlenip anne olduklarında çalışma hayatına iş garantili ara verilecek, ya da yarı zamanlı çalışma düzenlemesi yapılmalıdır. Anneler çalışmadıkları süre içinde  sigortalı olup emeklilik hakkı devam etmeli ve küçük de olsa maaş bağlanmalıdır. AİLE ÇÖKERSE  MİLLET TE ÇÖKER  bunun faturasını hiçbir şekilde ödenemez. Fıtrat yani yaratılış rolünü küçümserseniz, gereksiz bir şekilde cinsiyet eşitliğini yanlış anlayıp cinsiyet rollerini yok sayarsanız aile ayakta durmaz, kanunlar çözüm olmaz. Ağır cezalar bile şiddete engel olamıyor, aileyi ayakta tutamıyor. Sevgi medeniyetini yeniden canlandıralım.

 

Comments

comments

Etiketler :
SON DAKİKA
İLGİLİ HABERLER